Yıllar boyunca Türkiye ekonomisinin lokomotiflerinden biri olan tekstil ve hazır giyim sektörü, son dönemde peş peşe gelen krizlerin ağırlığını hissetti. Sektör, ülke istihdamının yaklaşık %7’sini sağlayarak 2024 yılı itibariyle 32,1 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi ve dünya giyim ihracatında 6. sırada yer aldı
Ancak COVID-19 pandemisi, 2023’te yaşanan büyük deprem, küresel ekonomik durgunluk, bölgesel savaşlar ve yüksek enflasyon gibi etkenler tekstil sanayisini sarstı. Bu zorlu dönemde ihracatta 4,2 milyar dolarlık kayıp yaşanırken 262 bin kişi işini kaybetti
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre 2024 yılı, dünya genelindeki ekonomik daralma, Rusya-Ukrayna savaşı, içeride yüksek enflasyon ve kurun enflasyona göre düşük kalması, artan enerji/işçilik maliyetleri ve iç pazardaki talep daralması nedeniyle sektörde “zor bir yıl” oldu
Ana ihracat pazarı Avrupa’daki durgunluğun beklenenden uzun sürmesi sebebiyle, sektör temsilcileri gerçek toparlanma beklentilerini 2026 yılının başına ertelemek zorunda kaldıklarını belirtiyor
Bu karamsar tabloya rağmen, Türk tekstil sektörü dirençli bir yapıya sahip. Nitekim Mart 2025’te İstanbul’da düzenlenen Texhibition fuarındaki canlılık, sektörün zorluklara rağmen toparlanma azmini gözler önüne serdi; sektör, adeta betonun içinden filizlenen bir çiçek misali en zor zamanların ardından yeniden büyümeyi hedefliyor
Peki, 2026’ya kadar uzanan bu toparlanma sürecinde sektör hangi stratejilere odaklanıyor?
İhracatta Yeniden Yükseliş ve Pazar Çeşitlendirmesi
Tekstil ve hazır giyim, Türkiye’nin dış ticaret dengesine net katkı veren stratejik sektörlerinden. 2024 itibarıyla tekstil ve konfeksiyon ihracatı 32 milyar doları aşarak ülkeye döviz kazandırmaya devam etti.
Bununla birlikte, geleneksel pazarlar olan Avrupa ülkelerinde talep durgunlaşmış durumda. Öyle ki büyük bir Türk örme kumaş ihracatçısı, “Avrupa doldu” diyerek kıta genelinde siparişlerde düşüş gözlemlediklerini ve Zara, H&M gibi dev müşterilere rağmen büyümenin sınırlı kaldığını vurguluyor.
Bu durgunluk karşısında firmalar rotalarını Güney Afrika, Latin Amerika ve Uzak Doğu gibi yeni ufuklara çeviriyor; Brezilya’dan Fas’a uzanan geniş bir coğrafyada yeni müşteriler arayışına girdiler.
Daralan Avrupa pazarına ek olarak, Uzakdoğulu üreticilerin kıran kırana rekabeti de Türk ihracatçılar için ciddi bir meydan okuma haline geldi. Özellikle Çin menşeli ürünlerin düşük fiyatları karşısında rekabet etmek zorlaşırken, Çinli üreticiler zaman zaman Türk firmaların maliyetlerinin bile altında fiyatlar sunabiliyor
Bu koşullar, yerli üreticileri daha inovatif ve proaktif olmaya itiyor. Nitekim bir etiket üreticisi firma, Çin Yeni Yılı tatilinde Çinli rakipler üretime ara verince o boşluğu fırsata çevirip aktif pazarlama yaparak yeni müşteriler kazandıklarını anlatıyor
Bu tür girişimcilik örnekleri, Türk tekstilcilerinin değişen şartlara hızla uyum sağlama becerisini ortaya koyuyor.
Öte yandan sektör oyuncuları, geleneksel pazarlarındaki payını korurken ihracatta sürdürülebilir bir büyüme yakalamak için pazar çeşitlendirmesini uzun vadeli bir strateji olarak benimsiyor.
İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Mustafa Gültepe, mevcut yıllık hazır giyim ihracatının ~20 milyar dolar seviyesinde olduğunu ve bunu uzun vadede 40 milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini ifade ediyor. Bu hedefe ulaşmanın yolunun Avrupa ve ABD pazarlarından geçtiğini vurgulayan Gültepe, Türkiye’nin toplam hazır giyim ihracatının %60’ını AB’ye yaptığını, ABD ve diğer Avrupa ülkeleri de eklendiğinde oranın %75’e yaklaştığını belirtiyor.
Dolayısıyla sektör, alternatif pazar arayışlarını sürdürürken dahi ana pazarı konumundaki Batı pazarlarında derinleşmeye ve katma değerli satışları artırmaya odaklanıyor. Coğrafi yakınlık, hızlı teslimat kabiliyeti, kalite ve tasarım gücü gibi avantajlar sayesinde Türk üreticiler Avrupa ve Amerika’daki marka iş birliklerinde kendini ayrıştırabiliyor. 2023 yılında duyurulan Yeşil Mutabakat Eylem Planı da bu iş birliklerinin geleceğinde kilit rol oynayacak görünüyor.
Sürdürülebilirlik Bu Sürecin Neresinde?
Küresel moda endüstrisinde sürdürülebilirlik artık bir tercih değil, zorunluluk. Tüketicilerin çevre dostu ve etik üretim talepleri yükselirken, Avrupa Birliği’nin Sürdürülebilir ve Döngüsel Tekstil stratejisi gibi düzenlemeler sektörün geleceğine yön veriyor
Türk tekstil sektörü de bu dönüşümü kucaklayarak rekabet gücünü korumaya çalışıyor. Sektörde son yıllarda yeşil dönüşüm gündemin merkezine oturmuş durumda. Örneğin, İHKİB öncülüğünde hazırlanan Yeşil Mutabakat Uyum yol haritasında belirlenen 40 aksiyonun 13’ü bir yıl içinde hayata geçirilmeye başlandı
Bu eylem planı, üretimden lojistiğe tüm değer zincirinde karbon ayak izini azaltmayı ve döngüsel ekonomiye geçişi hedefliyor. Mustafa Gültepe, Türkiye’nin iplikten nihai ürüne tüm tedarik zinciri halkalarını kesintisiz tamamlayabilen nadir ülkelerden biri olduğunu vurgulayarak, mevcut avantajlarımıza sürdürülebilirliği eklememiz gerektiğini belirtiyor
Ona göre Türk moda endüstrisi, “mevcut avantajlarımıza sürdürülebilirliği ekleyerek Yeşil Dönüşüm sürecini bir fırsata çevirebilir” – tedarik zincirinin bir halkası olmaktan öte, “sürdürülebilir bir iş ortaklığı zincirinin vazgeçilmez parçası” olmak hedeflemeli.
Bu yaklaşım, markalarla iş ilişkilerinde de yeni bir paradigmayı işaret ediyor: Sektör temsilcileri küresel markaların da artık yalnızca fiyata odaklanmak yerine, kalite ve maliyet kadar çevresel ve sosyal uyumu da gözeterek tedarikçi seçmesi gerektiğini vurguluyor
Sürdürülebilirlik yatırımlarının meyveleri hem ekonomik hem çevresel açıdan toplanabiliyor. MÜSİAD’ın hazırladığı “Tekstil Sektörünün Geleceği” raporunda, çevre dostu çözümlere yönelik müşteri talebinin tüm üretim aşamalarında yüksek standartları zorunlu kıldığı ve bu alana yatırım yapan firmaların ülkemizin liderlik hedeflerinde kritik rol oynadığı ifade ediliyor
Gerçekten de son yıllarda pek çok öncü firma üretim süreçlerini yeniden ele alarak enerji verimliliği, su tasarrufu ve kimyasal azaltımı gibi konularda önemli adımlar attı. Birçok tekstil fabrikası çatılarına güneş panelleri yerleştiriyor, atık su arıtma tesisleri kuruyor, organik pamuk ve geri dönüştürülmüş polyester gibi sürdürülebilir hammaddelere yöneliyor. Sektör dernekleri de üyelerini bu dönüşüme hazırlamak için programlar geliştirmekte. Örneğin, Türk Ekonomi Bankası iş birliğiyle hayata geçen “Tekstil Sektöründe Sürdürülebilirlik Programı”, firmalara karbon emisyonlarını hesaplama, şeffaf şekilde raporlama ve azaltım hedefleri belirleme konularında rehberlik etmeyi amaçlıyor
Bu program sayesinde şirketler Avrupa’daki yeni yasal düzenlemeler ve riskler hakkında bilgi sahibi olup iklim krizine karşı kendi eylem planlarını oluşturabiliyor.
Sürdürülebilir inovasyon tarafında da yaratıcı gelişmeler dikkat çekiyor. 2025 Texhibition fuarındaki İnovasyon Laboratuvarı bunun somut bir örneğiydi: Orada sergilenen, 3000°C’ye kadar dayanabilen ve yedi saat boyunca yangına karşı koruma sağlayan biyobozunur karbon fiber kumaş veya nar kabuklarından üretilmiş, deri görünümlü bir elbise gibi ürünler büyük ilgi gördü
Bu tür yenilikler, Türk tekstilinin katma değerli ürünlerle anılma hedefine hizmet ediyor. Aynı şekilde bazı yerli üreticiler, etiket ve ambalajlarında QR kod tabanlı uygulamalarla tüketicilere ürünün hikâyesini ve kullanım önerilerini aktarmaya başladı – örneğin bir gömleğin etiketini tarayan müşteri Londra şehir rehberi bile edinebiliyor
Tüm bu çabalar, sürdürülebilirliği sadece üretimde değil, tasarımdan müşteri deneyimine kadar entegre ederek markaların hem gezegene hem de kârlılığa katkı sunmasını amaçlıyor.
Teknoloji ve İnovasyon Yatırımları ile Değer Yaratma
Tekstil sektörü, düşük maliyetli üretim yarışında Uzakdoğu ülkeleriyle rekabet ederken yenilikçilik ve teknolojiyi en büyük kozu olarak görüyor. Katma değerli üretime geçiş, sanayiinin ortak mottosu haline gelmiş durumda. Özellikle dijitalleşme ve Endüstri 4.0 uygulamaları, verimlilik artışı ve maliyet düşürme noktasında kritik rol oynuyor. Son birkaç yılda birçok firma akıllı üretim sistemlerine yatırım yaparak otomasyonu artırdı; yapay zekâ destekli kalite kontrol, robotik kesim ve dikim makineleri, Nesnelerin İnterneti (IoT) ile gerçek zamanlı izleme gibi teknolojiler yaygınlaşıyor. MÜSİAD raporunda vurgulandığı üzere, üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak ve dijital dönüşüm odaklı yeni teknoloji yatırımlarını öne çıkarmak, sektör vizyonunun temel taşları arasında.
Özellikle akıllı tekstiller ve teknik/fonksiyonel tekstil ürünleri, Türkiye’de geleneksel üretimden ileri teknoloji üretimine geçişin sembolü olarak görülüyor. Teknik tekstillere – örneğin medikal tekstiller, teknik koruyucu giysiler, otomotiv tekstilleri gibi alanlara – yönelim artarken, Bursa gibi bazı üretim merkezleri tamamen teknik ve fonksiyonel tekstil üretimine odaklanmayı hedefliyor. Bu alanlar, daha yüksek katma değer ve daha az fiyat baskısı anlamına geliyor.
İnovasyon sadece üretim süreçlerinde değil, aynı zamanda son ürün ve iş modellerinde de göze çarpıyor. Pandemi döneminde hız kazanan çevrimiçi alışveriş trendi, moda perakendesinde
kişiselleştirme (personalization) olgusunu öne çıkardı. Artık tüketiciler, kendi zevklerine ve bedenlerine uygun özelleştirilmiş ürünleri talep ediyor. Türk hazır giyim markaları, dijital satış kanallarına yatırım yaparak ve yapay zekâ destekli tasarım araçları kullanarak kişiye özel ürün sunma kabiliyetlerini geliştiriyorlar. Bu sayede hem stok maliyetlerini düşürüp hızlı reaksiyon verebiliyorlar, hem de müşteriye özel deneyim sağlayarak sadakati artırıyorlar. Sektör temsilcileri, değişime ayak uyduran ve tüketici odaklı yenilikleri benimseyen firmaların krizlerden daha az etkilendiğine dikkat çekiyor.
Bursa’daki ihracatçı firmaların yöneticileri 2025’e girerken yaptıkları değerlendirmede, “Sektör hızlı toparlanma yeteneğine sahip. Sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve kişiselleştirme daha da güçlenecek. Değişime ayak uyduran, fiyatı rekabetçi, hızlı üretip teslim edebilen firmalar daha az etkilenecek” diyerek bu dönüşümün altını çiziyor
Gerçekten de dijital altyapısını güçlendiren, tasarım kabiliyetlerini artıran ve modadaki yenilikleri yakından takip eden üreticiler, küresel markaların tercih listesinde üst sıralara çıkıyor. İnovasyon kültürünü benimseyen Türk tekstil sektörü, “hızlı moda”nın ötesine geçip “akıllı moda”ya doğru evriliyor.
İş Gücü ve Yetenek Dönüşümü
Tekstil sektörü emek yoğun yapısıyla milyonlarca kişiye istihdam sağlayageldi. Türkiye, özellikle eğitimli teknik eleman ve zanaatkâr yetiştirme konusunda köklü bir geleneğe sahip. Meslek liseleri, üniversitelerin tekstil mühendisliği bölümleri ve ustalık-çıraklık ilişkisi sayesinde yıllar içinde nitelikli bir iş gücü havuzu oluşmuştu. Ancak son krizler iş gücü cephesinde de dönüşüme neden oldu. COVID-19 sonrası ve deprem felaketinin ardından pek çok çalışan hayat önceliklerini gözden geçirdi, çalışma biçimlerinde değişiklikler yaşandı. İstanbul Ticaret Odası yetkilileri, pandeminin ve depremlerin sadece fiziki altyapıyı değil insanların işe ve hayata bakışını da etkilediğini, bir kısım deneyimli personelin çalışma saatlerini azalttığını belirtiyor
Özellikle 2023 depreminden ağır etkilenen Kahramanmaraş gibi şehirlerde, bazı çalışanlar sanayiden tamamen uzaklaştı ya da göç etmek zorunda kaldı
Bu durum, sektörde yetişmiş eleman açığını gündeme getirirken, diğer yandan genç kuşaklar için yeni fırsatlar anlamına geliyor. Sektör liderleri, yeni nesil yetenek akışının tekstili yeniden güçlendireceğine inanıyor
Zira günümüzün tekstil üretimi, geçmişe kıyasla daha yüksek teknik bilgi ve dijital beceri gerektiriyor; bu da genç ve teknolojiye yatkın insan kaynağı için bir avantaj.
Kalkınma politikaları da tekstilde iş gücü dönüşümüne odaklanmış durumda. Hükümet ve sektör dernekleri, bir yandan istihdam kayıplarını telafi etmek için çeşitli teşvik programları devreye alırken, diğer yandan nitelikli eleman yetiştirmeyi önceliklendiriyor. 2024 yılında açıklanan Orta Vadeli Program, 2026’ya kadar ekonomide yıllık %4-5 büyüme ve ihracatta artış öngörürken, bu hedeflere ulaşmak için beşeri sermayenin güçlendirilmesinin şart olduğunu vurguluyor. Nitekim sektör temsilcileri de toparlanma planlarının başarıya ulaşmasının devlet desteğine bağlı olduğunu ifade ediyor. İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği ile İstanbul Ticaret Odası başkanları, 2026’ya kadar sektörün tam anlamıyla toparlanabilmesi için finansman ve eğitim alanlarında önemli adımlar atıldığını belirtiyor: “Finansman konusunda, sektörün 2026’ya kadar tam toparlanmasını sağlamak için çok şey yapılıyor” diye vurguluyorlar
Ticaret Bakanı Ömer Bolat ise tekstil ve hazır giyim sektörünün milli ekonomideki yerine dikkat çekerek, bu alandaki eğitim programlarına yatırımlar yapıldığını açıkladı. Her yıl tekstil ile ilgili bölümlerden 400 öğrencinin mezun olması için kontenjan ve burs desteği sağlanıyor; öğrenciler eğitimleri boyunca aylık desteklenip mezuniyet sonrasında nitelikli iş imkanlarına yönlendiriliyor
Ayrıca tekstil mühendisliği programlarına girişte başarı sıralaması barajlarının yükseltilmesi gibi adımlarla, sektöre daha yetkin ve istekli gençlerin kazandırılması amaçlanıyor
Tüm bu çabalar, tekstil sanayiinde bilgi birikiminin sonraki kuşaklara aktarılması ve yeni dönemin ihtiyaçlarına uygun bir iş gücü yapısının oluşturulması hedefini taşıyor.
Önümüzdeki Yıllarda Bizleri Neler ekliyor?
Türkiye tekstil sektörü, krizlerle sarsılmış olsa da 2026 ufkuna umutla bakıyor. Sürdürülebilirlik odaklı dönüşüm, inovasyon yatırımları, ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesi ve iş gücünün yeniden yapılandırılması gibi adımlar, sektörün kendini yeniden dokumasını sağlıyor. Kamu otoriteleri ve sektör temsilcileri, bu dönüşüm sürecini destekleyen politikaları ve projeleri birlikte hayata geçirerek güçlü bir sinerji oluşturma çabasında. Nitekim hükümetin 2024-2026 Orta Vadeli Programı’nda 2026 için konulan 302 milyar dolarlık ülke ihracat hedefi, tekstil gibi lokomotif sektörlerin katkısıyla gerçekleşebilecek iddialı bir vizyon çiziyor. Bu vizyon, Türk tekstilinin küresel arenada daha sürdürülebilir, yenilikçi ve rekabetçi bir konuma yükselmesini öngörüyor.
Elbete önümüzde güllük gülistanlık bir yol yok; 2025 yılının da kolay geçmeyeceği yönünde güçlü sinyaller var ve firmalar finansman, maliyet baskısı, talep dalgalanmaları gibi konularda temkinli davranmaya devam ediyor. Ancak geçmişte defalarca kanıtlandığı üzere, Türk tekstil sektörü krizlerden güçlenerek çıkma becerisine sahip. “Zorlukları hep beraber aşacağımıza inanıyorum” diyen sektör temsilcilerinin ortak mesajı, iş birliği ve değişime uyum sağlama kararlılığında olması.
Perakende dünyasının iletişimcileri ve marka yöneticileri de bu dönüşüm hikayesinin bir parçası olarak, sürdürülebilir moda taleplerini ve yenilikçi üretim trendlerini destekleyerek sektöre katkı sunabilir. 2026’ya doğru ilerlerken, Türkiye’nin tekstil sektörü krizlerin küllerinden yeniden doğan bir anka kuşu misali, daha yeşil, daha teknolojik ve daha dirençli bir yapıyla dünya vitrininde boy göstermeye hazırlanıyor.
Kaynaklar: Sektör derneklerinin raporları, ekonomi yayınları ve kamu kurumlarının açıklamaları derlenerek hazırlanmıştır. Özellikle TİM, İHKİB ve ilgili ihracatçı birliklerinin verileri, Ekonomi Gazetesi ve EkoHaber gibi yayınlardaki sektör analizleri ile Ticaret Bakanlığı ve MÜSİAD tarafından sunulan raporlardan yararlanılmıştır. Bahsi geçen tüm veriler ve açıklamalar, ilgili kaynaklara dipnotlarla atıf yapılarak doğrulanmıştır. Sürdürülebilir ve yenilikçi bir geleceğe doğru ilerleyen tekstil sektörümüzün bu toparlanma öyküsü, hepimiz için öğretici bir dönüşüm deneyimi sunmaktadır.
Comentários